paylaş
FaceBook


--A--
Abuu: Çok, aşırılığı ifade etmek için ünlem sözü.

Aba: Çeket, abla, yağmurdan korunmak için koyun yününden çoban giysisi.

Ababacık haa! : Büyüklüğüne hayret etme ünlemi.

Aboo: Hayret etmek, şaşırmak.

Ağınt: Dikkatli olmak.


Ala: Alacalı.

Ayazlık: Evlerin bir köşesine inşa edilen soğuk yer.

Asar: Kale, hisar.

Arğıç: Göçte erzak ve yiyecek taşımak.

Abanmak: Yüklenmek

Aş: Bulgur pilavı.

Anız: Biçilen buğdayın tarlada kalan köklü sapı.

Ağıl: Etrafı çalılarla örülen koyun ve keçilerin barınma yeri

Alama: Avuç içini dolduracak kadar büyükçe taş.

Ahır: Hayvanların barındığı yer.

Alaf: 1. - Hayvanların saman yediği yer

2. - Ağaçtan yapılmış çeşme sularının toplandığı oyulmuş ağaç.

Ağam: Kadınların kocasının erkek kardeşi.

Anaz: Babanın annesinin ismini taşıyan kız.

Alavırt: Su kabağından yapılan su kabı.

Anay: Evin salonu.

Ambar: Ağaçtan yapılan buğday gibi kuru bakliyat konulan yer.

Alacık: Çobanların evleri. (Ala Açık, Ala Işık, Yer yer açık)

Ark: Su kanalı

An: Tarla sınırı.

Alabacak: Laf taşıyan, dedikoducu.

Alan: uzak, arazi.

Alata: Alışmış.

Amaşmak: Sarılmak, sarılarak yukarı çıkmak, tırmanmak.

Aran: Süt mamülü yiyecekler.

Ağarantı: Süt mamülleri.

Apışmak: Ayakları açmak.

Ağdırmak:Yukarı sürmek.

Abcallamak: Üstünden atlamak.

-- B --

Boba: Baba

Bağlama: Üç telli sazdan küçükçalgı.

Bozçalamak: Hafif karıştırılarak az pişirmek.

Böyün: Bugün.

Beşik: Ağaçtan yapılan bebek yatağı.

Bezirgan: Manifaturacı (Gezgin manifaturacı - yırtım malcı).

Bılla: Kocanın kız kardeşi.

Bizimoğlan: Küçük erkek kardeş.

Bostan: Sebze.

Barabar: Beraber.

Beri: Yakın.

Babıç: Ayakkabı.

Borda: Burada.

Birisi: Bir şahıs,bir kişi

Börülce: Fasulye.

Bakara: Herhalde, gibi.

Boyunduruk: Çift süren öküzlerin sabanı çekmesi için boyunlarına takılan ağaçtan aygıt.

Baça: Bahçe.

Basma: Kumaş çeşidi.

Bisel: Biraz.

Boduç: Topraktan yapılan küçüksu kabı.

Bisi: Kedi.

Böğelek: Hayvanları sokan sinekten büyük böcek.

Boba: Baba.

Baldır: Bacağın dizden yukarı bölümü.

Bülük: Küçük erkek çoçuğun erkeklik organı.

Bızalamak: Sığırın doğurması.

Bağırmak: Yüksek sesle seslenmek.

Bide: Bir defa daha anlamında.

Biyol: Bir defa.

Böğülmek: Yüzü koyun eğilmek, yatmak.

Bıdırsadır: Alçak sesle karşılıklı konuşmak.

Bekitmek: 1. Yüklemek,

2. Yavaş ve etkili bir şekilde vurmak, bastırmak.

Banmak: Tadına bakmak.

Bulamak: Karıştırmak.

Bıdırış: Sessiz olmak.

Beer: Zaman.

Bıdıramak: Konuşmak. Azarlamak

Beceviş: Değiştirmek, aynı değerde eşya değişimi.

Botak: Boz bir kuş

-- C --


Cıngırak: Yere çakılan kazık üzerine yerleştirilen uzun ağaç. İki tarafına binilerek döndürülür.

Cura: Telli sazın küçüğü şeklinde çalgı aleti.

Cibi: Tavuk ya da kuş yavrusu.

Celep: Hayvan tüccarı.

Cereme: Zarar etme, fazladan masraf etme, zarar ziyan

Cırlak: Boşyere gereksiz konuşmak.

Cozutmak: Saçmalamak, bunamak, mantıksız işler yapmak.

Cıbıldak: Soyunuk şekilde.

Cıngar çıkarmak: Olay, yada kavga çıkarmak.

Cüdde: Vucüt.

Caillik: Cahillik.

Cuvap: Cevap.

-- Ç --

Çörten Boğazı: Çörtenlilerin boğaz havası.

Çökelek: Peynir Çeşiti, "deri peyniri".

Çilte: Oturmak için yapılan küçük yer döşeği.

Çakı: Küçük bıçak.

Çatma: Harman zamanı.

Çomak: Bir metreden kısa ince uzun odun.

Çıkı: 1. Ağızı lastikli bez torba 2. Ekmek sarılan bez parçası.

Çırkık kapı: Ağaçtan yapılan bahçe kapısı.

Çırkmak: Çamaşırı elle yıkarken birbirine sürterek yıkamak. (Çırkı çırkı vermek).

Çeç: Dövülen fakat ayıklanmamış buğday harmanı.

Çarık: Hayvan derisi ve lastikten yapılan ayakkabı.

Çapıttan: Eski bez parçalarından dokunan yazgı.

Çulhalık: Çul dokunan taraklı tezgah.

Çul: Keçi kılından dokunan yazgı.

Çaal: Bahçe veya tarlaların sınırını taştan kuru yığıntı şeklinde örülen duvar.

Çatmak: 1. Birleştirmek.

2. Kavga etmek için sataşmak.

Çepgen: Mintan içine giyilen giysi.

Çınga: Çinko.

Çuhadirlik: Dize kadar olan, pantalon şeklinde giysi.

Çörek: Buğday ve mısır ekmeğinden yapılan hayır için dağıtılan yağlı dilim.

Çaşır: Siyah koyun yününden yapılan pantalona benzeyen giysi.

Çorap takka: Örgü iple yapılan şapka.

Çücük: Buğday tohumunun fisillemesi.

Çorak: Verimsiz sulanmayan toprak.

Çiltim: Üzüm salkımının parçası.

Çimçili: Tarla Kuşu.

Çan: Metalden yapılan ve hayvanların boynuna takılan ses çıkaran alet.

Çiğin: Omuz.

Çer: Ticaretin takası, trampa.

Çardak: Üzeri örtülü dinlenme yeri.

Çilbir: Hayvanın Başına takılan yuların ipi.

Çermenmek: Kadınların eteklerini beline dolaması.

Çiğ: 1. Pişmemiş.

2. Olgunlaşmamış.

3. Sabahları yerde bitkilerde bulunan sulu rutubet.

Çuh: Üzgünüm anlamında ünlem.

-- D --

Daa: Uzaktaki yer tarifi.

Dembel: Tembel.

Dünne: Dünya.

Dont: Esenkoy'ün eski adı

Dadanmak: Alışmak, tatmak.

Daramantoz: Dağınık parçalanmış,talaman yoz..

Değidi de: Şaşırmak anlamını ifade eden ünlem.

Dabıyat: Huy.

Dınnak: Çok çok az.

Dınnaçık: Olabildiğince az.

Dılcık: Aklı havada, haylaz kız.

Döğümlük: Sabır.

Divit ambar: 80 mut buğday alan büyük ambar.

Deste: Elin alabildiği kadar biçilen buğday.

Döğecek: Ağaçtan yapılan sarmısak vs. ezen alet.

Dimi: Lastikli pantolona benzeyen giysi.

Dam: Ev, Cezaevi.

Depmek: Bastırarak doldurmak .

Darı: Mısır

Doru: Atın genç olanı.

Duroo: Dur bekle anlamında ünlem.

Demi: Sözü onaylatmak anlamında kullanılan soru edatı.

Deynek: Bir metreden biraz uzun, ince ağaç parçası.

Deyi: Söyleyerek anlamında ünlem.

Deyor: Söylüyor anlamında ünlem.

Dipli: Eski, köklü.

Döğen: Harman döverken hayvanların çektikleri üstü ağaç, altı çakmak taşı olan aygıt.

Dıvan: Yemek pişirmeye yarayan tek kollu tencere, "tava"

Düğer: Toprak evlerin çatısına boydan boya konulan ağaç.

Dıka: Toprak kapların ağızlarını kapamaya yarayan ağaçtan yapılan veya çam kozağından kapak.

Deştimen: Muhtarın hizmetindeki köy bekçisi.

Döndüreç: 1. Saç ekmeğini pişirirken döndürmeye yarayan ağaçtan yapılan aygıt.

2. İp eyirmeye yarayan ağaçtan yapılan aygıt.

Dönüm:1000 m2 alanlı toprak.

Dikelmek: Ayakta durmak.

Değmek: Dokunmak.

Dürge: Saçta yapılmış iki adet yufka ekmeğinin katlanmış şekli.

Dastar: Özel olarak dokunan yöresel baş örtüsü.

Dibek: İri tuz ve baharatları ezme işinde kullanılan kap.

Dağarcık: Deriden yapılan içine ekmek türü yiyecek konan torba

Dıllanmak: Sallanmak

Dengilmek: Otururarak hafif yan yatmak

Dul: 1. Eşinden boşanmış yada eşi ölmüş kişi

2. evin arka ve yan dış duvarın dibi

Duşaklamak: Hayvanların ön ayaklarının birbirine iple bağlanması.

Diremlemek: Kapıyı içeriden sağlamca kilitlemek.

Dangıramak: Yüksek sesle kalın ve zevksiz konuşmak.

Dürm: Su içmeye davet anlamında çağrı ünlemi

Dakmak: Bağlamak.

Dıkım: Bir parça ya da, bir lokma yiyecek.

Dımınmak: Çömelerek bekleme.

Dıkamak: Kapamak.

Dinmek: Vazgeçmek, bırakmak

Dıstar: Böşörtüsü

Demin: Biraz önce

Da bısene: Geçen yıl

-- E --

Ellik: Ekin biçerken parmaklara takılan ağaçtan yapılmış aygıt.

Eğnel:Ekin biçerken iznenen yol.

Enik: Köpek yavrusu.

Ellikleşmek: Ekin biçerken birlikte ahenk içinde folklorik şekilde ekin biçmeleri.

Evlek: Bir dönümün dörte biri, yani 250 m2 toprak parçası.

Enek: Kısır hayvan.

Eyer:Atın sırtına konan oturmaya yarayan semer.

Emme: " Ama " anlamında kullanılır.

Elti: Kocanın erkek kardeşinin karısı.

Emik: Omurilik, beyin.

Ekin: Buğday,arpa ekili yer.

Ekti: Otlakçı

Eren: Ermiş,evliyaların mezarlarının konulduğu yer.

Eyi: İyi.

Elek: Unu elemeye ve başka bir malzemeyi ayırmaya yarayan gözenekli süzgeç.

El: Yabancı, akraba olmayan.

Entari: Üç eteğin altına giyilen ince elbise.

Eğrek: Koyun ve keçilerin dinlendiği taş ağaç dipleri.

Ece: Ağabey.

Efem: Kadınlar kocalarının kardeşine derler.

Ebe: 1.Nene 2.Doğum yaptıran.

Eğirmek: Örmek, birleştirmek.

Enleme: Mantar türü.

Eltmek: Götürmek, Taşımak.

Evmek: Acele etmek.

Eyef: Ağaç dalı yaşken halka haline getirilip biçilen ekin

destesini çekerken iple sıkıştırmaya yarayan alet.

Eneme: Kısırlaştırmak.

Ergen: Genç.

Eşme: Bir yeri eşmek.

-- F --

Falaka: Çift süren hayvanların boyunlarına geçirilen. hamıtlarla zencirinin sabana takılmasına yarayan ağaçtan aygıt.

Fıçı: Bidon.

Fistan: Basmadan yapılan kadın elbisesi.

Fıydırmak: Elle uzağa atmak.

Fakır: Fakir, fukara.

Fena: Kötü.

Fendi: Oyun kuralı.

-- G --

Gatmar: Yufkadan yapılan saç böreği.

Garga: Karga.

Gam: Üzüntü.

Gara: Kara.

Gayda: Müzik aletinde düzen.

Gebe: Hamile

Gevşek: Sıkılmamış.

Gidi: Tasdik için takı.

Gırla: Hızlı, toplu hareket etmek.

Gidişmek: Kaşınmak.

Girişme: İşe başlama.

Gök: Mavi , gökyüzü.

Gömek: Koyu, sakız gibi sıvı.

Gursak: Boğaz.

Gücük: Küçük.

Gücüle: Şimdi.

Geriz: Suyun getirildiği sıvalı yol.

Göynüm: Gönlüm.

Gümül: Buğday destelerinin üst üste konması, susam demeti.

Geren: Toprak evlerin üzerine dökülen su geçirmez toprak.

Gebiz: Verimsiz toprak.

Gebre: Atın tüylerini silmeye yarayan aygıt.

Gene: Bir daha.

Geloru: Gelebilir.

Geliboturu: Geliyor.

Gatıyan: Asla

Göbele: Enik

Gök: 1. Mavi,

2. bitkilerin meyvalarının olgunlaşmayanı yeşili,

3. Gökyüzü

Görümce: Kocanın kız kardeşi.

Gözel: Güzel.

Golan: Yünden örülerek yapılan ip.

Gem: At ve katırların ağızlarına kontrol etmek için kullanılan demir ağızlık.

Geyin: Onun için anlamında ünlem.

Güyüm: Topraktan yapılan büyükçe su kabı.
Güveç: Topraktan yapılan tabak şeklinde kab.

Görek: Anahtar.

Geven: Yaylalarda olan bitki türü

Gacara: Gürültü çıkaran ufak çocuk.

Ganera: Görgüsüz yiyici.

Gocunmak: Suçlu olduğunu hissetmek.

Geviş getirmek: Çiğnemek.

Göynek: Atlet.

Gavaracı: Boş ve gürültülü konuşan.

Gulyat: Ağır hareket eden üşengeç insan.

Gıymana: Kadınların başlarına örtülen süslü yöresel dastarın örtünme çeşidi.

Gatmak: Doldurmak.

Göde: Kısa şişman.

Gunnamak: Eşeğin doğurması.

Gocili: Yakın arkadaş.

Geremek: Kapamak.

Ganırmak: Eğerek, Zorlayarak kırmak.

Gıran: Salgın hastalık,Kenar

Güverti: Yeşillik, havlu.

Garanı: Karanlık.

Gulin: Atın yavrusu.

Garez: Kin.

-- H --

Heybe: Kıl veya yünden örülen iki gözlü Ağzı açık torba.

Havıt: Devenin üzerine oturmak ya da eşya sarmak için yapılan semer.

Hatap ağacı: Deve havıdının ağaçları.

Hindi: 1. Şimdi 2. Tavukgillerden kümes hayvanı.
Hı: Al buyur anlamında davet sözü.

Hadibakan: Hadi göreyim.

Hani: Nerede?

Hende: O, şu bu anlamında işaret zamiri.

Hendere: İleride.

Horada: Şurada

Haa: Hayır anlamında ünlem.

Hasıl: Buğday veya arpanın olgunlaşmadan yeşil olarak biçileni.

Husa: Dert, tasa.

Harman: Buğdayın dövülmek için toplanması.

Hiye: Öyle, evet anlamında onay sözü.

Holuz: Buğday elemeye yarayan büyük gözenekli elek.

Hırka: Kazak.

Holluk: Tavukların yumurtlama yeri, "folluk".

Harım: Bahçenin etrafına çalıdan örülen çit

Hergeleci: Köyün hayvanlarını otlatan sıyırtmaçı (Öküzcü) nün yardımcısı olan yavru hayvanları otlatan.

Honu: Su kabı

Hadi: Haydi.

Halva: Helva.

Ham: Olgunlaşmamış.

Hangı: Hangi.

Haranı: Büyük tencere.

Hele: Öylemi sorusu.

Hısım: Akraba.

Hoppala: Olurmu şimdi?

Halal: Helal.

Hatır: İtibar.

Hepten: Topyekün.

Hırlama: Köpeğin saldırı öncesi sesi.

Hodul: Kalın, kaba.

Hoşbeş: Sohbet

Höşmerim: Süt kaymağından yapılan yiyecek.

Harar: Kıldan dokunan saman koymaya yarayan büyük çuval.

Hasır: Kamıştan örülen yazgı.

Hışılamak: Hafifce ince ses çıkarmak, hafif tazyikli ince akan su sesi.

Höle: Şöyle.

Hora: Şurası.

Hötte: Orası.

Halıberi: İdare eder anlamında söz.

Höteki: O anlamında.

Hiye: Evet.

Hunevi: Yoksul ev, dağınık ev.

-- I -- İ --

Innak: Biraz.

Innacık: Birazcık.

Iradıya: Radyo.

Ilıca: Kaplıca.

Ilıcacık: Sıcacık.

Irgat:Tarım işlerinde çalıştırılan amele, günlük işçi.

İçgeçiği: Amel, ishal olmak.

İcar: Toprak kirası.

İskemle: Sandalye.

Isırgancıl: Saka kuşu

İğdiş: Hadım edilen (Kısırlaştırılan) deve ve at

Irham: Yünden dokunan kumaş.

İlik: 1. Düğme 2. Kemik içindeki sıvı.

İni: Kocanın erkek kardeşi.

İhicik: işte anlamında.

İilik: İyilik.

İlik: Düğme.

İlkin: İlk defa, önce, ilkönce.

İşlemek: Çalışmak.

İzmetçi: Hizmetçi.

Irbık: Topraktan yapılan ümzüklü su kabı.

Istar: Kilim dokunan tezgah.

Isıran: Ocaktan kül almak için demirden yapılan alet.

Irak: Uzak.

İğlek: Hayvanların hastalıklısı, bakımsızı, zayıfı.

Ingıl Çıngıl: Boncuk, Bujiteri vb.

Işılamak: Parlamak.

Irgın: Yorgun.

Ivır Zıvır : Küçük önemsiz eşya.

İspirte: Kiprit.

İmece: Köylülerin yardımlaşarak toplu yaptıkları işçilik.

İdare: Gaz ile yanan altı honi,üstü camsız,fitilli lamba.

Islık: Sıklık.

Iramak: Uzlaşma.

-- K --

Kırkmak: Makasla kesmek.

Karıye: Köy.

Kepenek: Koyun yününden yapılan çoban giysisi.

Keçe: Koyun yönünden yapılan sergi.

Kuşak: Beyaz koyun yönünden örülen bel bağı.

Köcek: Oyuncu.

Kaynata: Kocanın babası.

Kaynana: Kocanın annesi.

Kırmandal: Tütün kurutmaya yarayan tezgâh.

Kancık: Dişi.

Külür: Mısır (Darı)'nın çekirdeklerini sardığı kısım.

Külüstür: Çok eski.

Koruk: Üzümün olgunlaşmayanı.

Kesecek: Makas, bıçak.

Köhün: Kargıdan veya hayıttan yapılan büyük sepet.

Kupa: Su bardağı.

Kep: Şapka.

Kaba: Olgunlaşmamış, iri, cahil.

Kapu: Kapı.

Keerli: Kazançlı.

Kere: Defa, kez.

Kıt: Az.

Kurdeşen: Allerji.

Kızılayak: Düğünde yemekle taşıyan hizmet eden.

Kirmen: Yün eğirmeye yarayan alet.

Kabahat: Suç.

Kalbur: Büyük gözenekli elek.

Kancık: Dişi.

Kamaa: Kaldırılmaz tek sıra dizilmesi.

Katı: Sağlam.

Katık: Ekmeğin yanındaki yiyecek.

Keyifsiz: Hasta, iştahsız.

Kil: Toprak çeşidi.

Kültünk: Taş ağaç yarmaya yarayan alet.

Küsme: Darılma.

Köşek: Deve yavrusu.

Kak: Erik,elma ve ayvanın dilimler halinde kurutulması.

Karasaban: Öküzlerle çift sürmeye yarayan ağaç aygıt.

Kasnak: Sofrada sini altına konan yuvarlak elek çerçevesi.

Kor: Odunun yanmış fakat daha sönmemiş parçaları.

Kulp: Tutulacak yer.

Kaklık: Dağlarda, kayalardaki küçük su birikintilerine denir.

Kıpçık: Çokhareketli, Yerinde duramayan.

Kurnaz: Açıkgöz.

Kopil: 5 ile 10 yaş arası küçük erkek çocuk.

Kızan: Aileden çocuklar.

Kecek: Elbise, Giyicek.

Kavul: Anlaşma, Sözleşme, Kavil.

Kıt: Az.

Kere: Defa.

Küp: Topraktan yapılan ağzı geniş kab.

Kumpir: Patates.

Kaval: Ağaçtan yapılan uzun olan delikli nefesli çalgı.

Kile: Buğday ölçülen 12-14 kilo alan kab.

Kama: Ucu eğri ve sivri olan bıçak.

Kepçe: Ağaçtan yapılan büyük kaşık.

Kes: Buğday döküntüsü.

Koşan: Koyun ve keçilerin sağıldığı yer.

Kese: Bezden yapılan torba.

Kuzluk: Koyun ve keçi yavrularının beklediği yer.

Kalbır: Çok büyük gözenekli buğday eleği.

Kımçı: Katır çiftinde katıra yürümesi için vurulan sopa.

Kovuk: Ağaçların oyulmuş yeri.

Keme: Fare.

Kepez: Kadınların dastar altına giydikleri başlık.

Kıyna: İnatçı.

Kınalı: Göğsü kırmızı kuş

Küt: Keskin olmayan.

Köşk: Balkonun yüksek bölümü.



-- L --

Laf: Söz.

Laf Ebesi: Çok laf bilen.

Lüzger: Rüzgâr.

Lata: Kalın tahta parçası.



- M -


Merilcen: Eylül ayındakı soğuk, sert, şiddetli rüzgâr.

Murt: Mersin

Mintan: Sırta giyilen kısa elbise.

Mana Bulmak: Ayıplamak.

Mezzet: Tellal ücreti.

Mıh: Çivi.

Mıy mıy etmek: Alınmak, hafif ağlamak.

Mızıramak: Gözyaşı dökerek mırıltılı nazlanmak.

Mahsul: Çiftçinin yetiştirdiği ürün.

Melik: Saç örgüsü.

Maşa: Kömür tutan demirden alet.

Maar-Mıar: Çeşme.

Mangöz: Ambarın küçüğü,tahtadan yapılmış kapaklı buğday kabı.

Mera: Köyün otlak için kullanılan ortak malı.

Merdek: Çam ağacından yapılan toprak evlerin düğerlerinin üzerinde bulunan ağaç.

Mintan: Yelek.

Mutaf: Yan duran kilim tezgâhı.

Mıdıl: Çift sürerken hayvana yürümesi için kullanılan ucu çivili sopa.

Mayışmak: Gevşemek.

Milazım: Askeri rütbe. (Mülazım)

Manaa: Kabahatli.

-- N --

Nacap: Nasıl?

Nadas: Toprağın sürülük biryıl bekletilmesi.

Narpız: Sulak yerlerde ve su kaynaklarında yetişen bir nane türü, bitki

Nışa: Nişa.

Netcez: Ne Yapacağız?

Nedecen?: Ne Yapacaksın?

Neddin: Ne Yaptın?

Ne Var-yok: Nasılsın gibi hal hatır sorma.

Narasın: Yok olduğunu üzülerek söylemek.

Nişleyon: Ne yapıyorsun?

-- O - Ö --

Oba: Komşu

Okka: Kilenin sekizde birini ifade eden ölçü kabı.

Oban: Değirmenin su borusu.

Okğa: Oldukça ağır avuç içinden biraz büyük taş. "400 dirhem."

Oluk: Ağaçtan yapılmış çeşme borusu.

Örüm: Ekili Yer.

Övendire: Öküz çiftinde öküzlerin yürümesi için kullanılan bir ucu sivri,hem de sabanın toprağının temizlenmesinde kullanılan diğer ucu yassı metal takılı sopa.(Mıdıl)

Obaçana: Komşuya çok giden kişi

Oklaç: Yufka açmaya yarayan silindirik ağaç parçası.

Oku: Düğün davetiyesi

Ölgün: Olgunlaşmış ekime hazır toprak.

Örüm Bozumu: Mahsul'ün kaldırıldığı zaman.

Ötebete: Küçük eşyalar

Öte: Uzak.

Ösüz: Öksüz

Örük: Hayvanı sikkeye bağlayan zincir.

Ötebaşa kadar: Sonuna kadar.

Örme: Harman döverken atların dizilerek kalın ve uzun iple bağlanması.

Öndün: Geçen gün.

-- P --


Peçe: Keçi kılından dokunan kumaş.

Pak: Temiz.

Pala: Eski bez parçası.

Potur: Kıldan dokunan pantalon.

Potin: Bot.

Paldım: Eşeklerin semerinin ileri gitmemesini sağlayan arkadan bağlanan kayış.

Pine: Golan dokumak için kurulan tezgâh.

Peştemal: Kadınların önüne taktıkları yarım eteklik.

Pardı: Toprak evlerin tavanına dizilen çam yarmaları.

Payam: Badem.

Palaz: Keklik Yavrusu.

Poçu: Atkı, dolak.

Paytar: Veteriner.

Peşkir: Mendil.

Paalı: Pahalı.

Penir: Peynir.

Rabaat: Rağbet.

Raatlık: Rahatlık.

-- S --

Sınaplı: Şeytanlı Yer.

Seyil: Sahil.

Seyitmek: Koşmak.

Sele: Kargıdan veya hayıttan örülen orta boy sepet.

Safa geldin: Hoş geldin.

Sintireli: Sinirli.

Secireli: Huysuz.

Silbiş: Bebeklerin beşikte çişini yaptıkları toprak kab.

Sibek: Bebeklerin beşikte çişini silbişe ulaşmasını sağlayan karğıdan yapılan boru.

Semer: Eşşeklere binmek veya yük sarmak için deri, kamış keçe ve ağaçtan yapılan aygıt.

Sini: Sofrada üzerine yemek tabakları konulan malzeme.

Sayacak: Üzerine tencere konulan demirden yapılan alet, sacayak.

Sefertası: Ağzı kapalı tencere.

Söğen: Harım yapmada kullanılan bir ucu yere çakılan ağaç.

Sındı: Makas.

Saar: Tasdik etme anlamında ek.

Sıyma: Kabuklarını temizlemek.

Sancı: Ağrı.

Semiz: Temiz, hastalıksız.

Sıırtmaç: Sığırtmak (Öküz çobanı.)

Serili: Yere sergi serilmesi.

Serin: Sıcak olmayan.

Sızıntı: Ağrı, suyun toprakta çıkması.

Sökük: Elbisenin yırtık yeri.

Sütsüz: Hayırsız.

Susak: Ağaçtan yapılan su içmek için çeşme başlarına konan su kabı.

Sındı: Makas, kesecek.

Safa ırbık: Topraktan yapılan orta boy su kabı, genelde misafirlerin su içmesi için veya abdest alması için kullanılır.

Sıyırtmaşçı: Köyün ineklerini, öküzlerini otlatan kişi.

Sağan bakırı: Süt sağılan kab.

Sağan: Süt

Sülün: Uzun, zarif.

Seren: Raf

Sınıkçı: Kırık, çıkık işlerine bakan, olçum.

Söbü: Enli, uzun, söbe.

Samıt: Konuşamayan kişi.

Sıyırmak: Temizlemek

Sömürmek:Yiyeceği kaşıksız tabağından direk yemek.

Savalamak: Uzaklaştırmak, defetmek.

Sıvışmak: Usulce, sessizce kaybolmak.

Sinavı: Kurnaz.

Salmak: Bırakmak.

Savul: Dağılma, vazgeçme.

Sıybınmak: Sarılarak aşağıya inmek.

Savak: Büyük arıktan küçük arıklara suyun dağıtıldığı yer

Sırf: Devamlı.

Şuul: Meşgul olmak.

Şıllık: Ahlaksız uçarı kız.

Şirlet: Şımarık.

Şişek: İki yaşında küçük koyun.

Şindi: Şimdi.

Şirlengiç: Şırıl iırıl akan

Şööle: Şöyle.

Şarşar: Gür ve sesli akmak.

Şamar: Avuç içinle vurulan tokat.

-- T --

Tacık: Yakın yer işareti.

Tüüsüz: Tüyü olmayan.

Taşyağı: Gaz.

Toşur: Küçük iri anlamında.

Tosba: Kaplumbağa.

Tepelik: Başa giyilen süslemeli kadın giysisi.

Tımar: Atın kıllarının temizlemesi ve atın masaj edilmesi.

Turluk: Çoban çadırlarının üzerine örtülen koyun yününden yapılan örtü.

Tozluk çorap: Koyun yününden örülen renkli çorap.

Toy: Genç.

Tecir: Pazar yeri.

Tacir: Mal alıp satan seyyar esnaf.

Tooz: Toz.

Toy: Düğün.

Tellal: İlan eden, halka duyuran

Tas: Naylon veya metal bardak.

Tuvalet: Apana, ayakyolu, hela, apteshane, kenef.

Tokuç: Çamaşır yıkarken kirin iyi çıkması için çamaşıra vurulan ağaçtan yapılan aygıt.

Tünek: Tavuk sığınağı.

Tabla: Tahtadan yapılan sofrada üzerine tabak kaşık konan aygıt.

Tengerek: Ağaçtan yapılan koyun yünü veya keçi kılından ip yapmaya yarayan aygıt.

Tepit: Arpa ve buğday unundan yapılan köpek maması.

Tokat: Cezalı hayvanların kapatıldığı yer.

Tokatçı: Ovaları, evleri, bahçeleri bekleyen bekçi.

Toğra: Yünden dokunan torba.

Tıkalı: Kapalı.

Tıkırış: Gürültü çıkarmamak.

Tılısım: Büyü.

Tınaz: Buğday yığını.

Tıngala: Sincap

Tırlak: Amel, ishal.

Tırışcı: Yalancı.

Toru: Genç ağaç fidanı (Çam, Ardıç).

Tene: Buğday tanesi.

Telbis: herkese karşı iyi görünmek isteyen yalancı.

Ted: Köpeğe uzak dur anlamında.

Tekelemek: Bakmak.

Tak: Evlenmeden cinsel ilişkide bulunan kadın.

Tarza: Tahra.

Tek: Uslu.

Tuğur: Mühür, İz, Numune.

Tuğ: Mısır bitkisinin tepesinde yeralan üreme organı.

-- U - Ü --

Ufak: Küçük.

Uçkur: Donun belde durmasını sağlayan ipten yapılan bağ.

Uhraçana: Buğday ekmeği yaparken Yastacın üzerine konan unun kabı.

Usul usul: Sessiz hareket etmek.

Ufalama: İnceltme.

Uramaz: Uğramak, hareket etmek.

Upuzun: Çok uzun.

Uzun oturmak: Yatarak durmak.

Ümzük: Kabların ağzından ayrı açılan delik.

Ünlemek: Yüksek sesle seslenmek, bağırmak.

Üsencik: Bir tür kuş, serçe yavrusu.

Üyük: Tarihi şehir kalıntıları olan yüksekçe yer.

-- V --

Voyn: Yakındaki kişiye seslenmek hitap etmek.

Vıyn: Uzaktaki kişiye seslenmek. (hey anlamında).

Velesbit: Bisiklet.

Vınılamak: Havaya atılan maddenin ses çıkarma ölçüsü.

Vakıt: Vakit.

-- Y --

Yalık: Yağlık, mendil

Yapağı: Baharda kesilen koyun tüyü.

Yakım Yakmak: Başkası hakkında mani ve tekerleme söylemek.

Yavhu: hayret etme anlamında ünlem.

Yazmak : Yere sermek.

Yayılmak : Hayvan otlaması.

Yaa: Öyle mi?

Yazma: Baş örtüsü çeşidi.

Yaba: Harman döverken çeç savurmaya yarayan tahta aygıt.

Yal: Hasta ve yavru köpeklere verilen çorba.

Yalak: Köpeğin su içtiği yer.

Ya'ar: Hayvan yarası, yağır.

Yastaç: Üzerinde pişirilmeye hazır buğday ekmeği yazılan tahta aygıt.

Yastık yamamak: Uzun süre hasta yatmak.

Yeni: Hafif, Ağır olmayan yeğni.

Yele: Atların boyunlarındaki uzun kıllar.

Yığın: Buğday destelerinin çapraz olarak sıralanması.

Yungu: Toprak evlerin üzerindeki geren toprağını sıkıştıran silindir biçimindeki taş.

Yular: Eşşeği çekmek için başına bağlanan ip.

Yumurtalık: Evleri yaparken yumurta koymak için duvarlara konan ırbık kabı.

Yuluk: Lastik sapana taşın konulduğu yer, anası ölmüş oğlak ve kuzuları beslemeye yarayan emzik.

Yün: Son baharda kesilen koyun tüyü.

Yonga: odun parçası.

Yoluk: Kızların yaramazı, şımarığı.

Yavan: Tatsız.

Yalabık: Parlak, yalbırak.

Yumuruk: Yumruk.

Yalınayak: Ayakkabısız.

Yaar: Keskin dar, yamaç, sevgili, hayvan yarası.

Yaslı: Ağlamaklı.

Yatalak: Yatakta yatan hasta ayağa kalkmayan.

Yayılmak: Hayvanların ot yemesi.

-- Z --


Zaten: Yapılan işin tastiki için kullanılan edat.

Zere: Buğday.

Zapıramak: Hızlı koşmak.

Zıbarmak:

Zıbıdak: Çok ıslanmak.

Zaamat: Zahmet.

Zından: Hapis, karanlık.

Zulum: Zulüm.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile